Archive for Nisan, 2012

Anarşist İslamın Dünyadaki Yüzü -Taqwacore-

Politik islamın pisliğinden sıyrılarak islamiyete yeni bir bakış açısı kazandıran bu adamlar yıllardır gelenekselleşerek tebâsına sömürü kültürünü pompalayan bu dinin temel taşlarını yerinden oynatıyor.

-Salih Ergün-

**********************************************************************

New York’lu isyankar bir gencin yazdığı ‘The Taqwacores’ adlı kitaptan gerçek İslami punk akımı doğdu. İngiltere’de gösterime giren ‘The Taqwacores’ filmi, İslami punk hareketini, kadın ve eşcinsel haklarını gözeten, İslamı kendilerine göre yorumlayan gençleri anlatıyor.
‘Radikal İslamcı’ deyince akla genç, patlayıcılarla yüklenmiş bir adam, veya şeriat isteyen sakallı cübbeli biri gelirdi bir zamanlar. Ama artık devir değişti: ‘Arap Baharı’nın protestocuları, hem Müslüman, hem de radikaller. Şu sıralar İngiltere’de yeni gösterime giren düşük bütçeli Amerikan filmi ‘The Taqwacores’, radikal İslamın anlamını değiştirmeye yelteniyor.
‘Taqwa’ yani ‘Takva’, Arapçada ‘Allah korkusu’ anlamını taşıyor. ‘Core’ ise ‘çekirdek, öz’ anlamına geliyor. ‘Taqwacore’ ismini bulan, ‘Michael Knight’ adlı 17 yaşındaki New York’lu bir genç. Knight, ailesine başkaldırmak için Müslüman oluyor ve okumak için Pakistan’da bir medreseye gidiyor. Sonradan edindiği adıyla Michael Muhammad Knight, kısa sürede Müslümanlıkta da başkaldıracak bir çok şey buluyor. Dinin kadınlara, geylere ve alkole karşı tutumunu beğenmeyen Knight, “İslamın mutlak bir tanımının olmadığı, onu tanımlayacak özgürlüğe sahip olduğum bir dünya hayal ettim” diyor.
2002 yılında Knight, bu alternatif dünyayı anlatan ‘The Taqwacores’ adlı bir kitap yazıyor ve fotokopi çektirerek dağıtmaya başlıyor. Anarşist bir yayınevinin dağıtımıyla kitap kültleşiyor, aynı ‘Fight Club’ın gerçek dövüş kulüplerinin açılmasına ilham olması gibi, kitaptan esinlenen İslami punk’çı müzik grupları doğuyor.

Kitaptan gerçek hayata…

Boston’da ‘The Kominas’, Toronto’da sadece kadınlardan oluşan ‘The Secret Trial Five’, Chicago’da ‘Al Thawra’nın yanında Pakistan ve Endonezya’da da birkaç İslami punk grubu ortaya çıkıyor. Gruplar kitabı; kadınları ve eşcinsellere saygı gösteren ve gerektiğinde İslamı eleştirebilen bir gençlik kültürünün manifestosu olarak kabul ediyorlar.
Şu anda New York’ta İslam çalışmaları üzerine doktora yapan Knight, “Kitabı 2002’de yazdığımda kendimi Müslüman olarak tanımlayabilir miydim, bilmiyordum” diyor ve ekliyor: “İslamın her şartını kabul etmiyor, sınırlarında geziyordum. Kendimi dışlanmış hissediyordum. Ama punk, başkaldırmayı, farklılığı kutlayan bir kültür. Punkçı çocuklar, kim olduğumdan ve inandıklarımdan korkup utanmamayı öğretti bana.”
2007’de bir tur organize ediliyor, birkaç İslami punkçı grubu Knight’la beraber ABD’den Pakistan’a seyahat ediyor, konserler veriyorlar. 2009’da ‘Taqwacore: İslami Punk’ın doğuşu’ adlı belgesel çıkıyor turdan.
Basının elbetteki konuya ilgisi büyük: Newsweek, daha tek bir şarkı yapmamış ‘Secret Trial Five’ adlı kadın grubunu kaleme alıyor, ‘İslami Punk’ düzinelerce gazete yazısının yanında bir belgesel ve en son 2010 ABD yapımı ‘The Taqwacores’ adlı filmle gündeme oturuyor.

‘Taqwacores’ sinemada

Genç sinema mezunu Eyad Zahra da Knight’la tura katılanlardan. Kitabın İslama bakış açısını değiştirdiğini anlatan Zahra, “Müslüman olarak sorgulamamanız gereken cinsiyet eşitliği ve eşcinsellerin toplumdaki algısı gibi meseleleri tartışmaya açtı” diyor. Zahra, belgeselin ardından kendi düşük bütçeli filmini çekmeye karar veriyor.
Zahra, beş vakit namaz kılarak büyüyümüş, gençken de müzikle içkiyle arası pek yokmuş. Onun ilgisini çeken punk’ın ideolojisi olmuş. “Taqwacore’dan önce isyancı Amerikalı Müslümanlar hip-hop kültürüne ilgi gösteriyordu. Ama punk, sosyal meselelerde hip-hop’a kıyasla daha önyargısız. Eşcinseller için de aşağılayıcı ifadeler kullanmıyor” diyor.
Filmin pembe ‘mohawk’ saç kesimli karakteri Jahangir, sabahları arkadaşlarını elektro gitarıyla namaza çağırıyor. Aralarında makyajlı ve etek giyen bir gey var. Bira ve ot içiyorlar. Siyah çarşafının altından hiç yüzünü göremediğimiz feminist, özgür ruhlu Rabeya, Kuran’ı kırmızı bir kalemle çizerek “Bu ayette erkeklere karılarını dövmeleri söyleniyor” diyor. “Bunu ne yapayım ki ben?” “Cemaatin bütün işe yaramazları, dışlanmışları bir araya geliyor ve grup kuruyorlar” diyor Jahangir ve ekliyor: “Onlar, namazı kaçıran çocuklar, ailelerinden gizli erkek arkadaşlarıyla buluşan kızlar. Müslümanlar, onların Müslüman olmadığını, punkçılar da punkçı olmadıklarını söylüyor.”

İslami punk gerçekten var mı?

Ama ‘İslami punk’a dair bunca şamataya rağmen Jahangir’in bahsettiği dünya hâlâ çoğunlukla bir hayalden ibaret. Hareketten doğan en popüler gruplardan New Jerseyli Kominas’ın müzisyenlerinden Pakistan kökenli Imran Malik, “Bence yaygın bir İslami punk hareketi olmadı hiç” diyor.
27 yaşındaki Malik, “Belgesel için bir kaç grup bir araya geldi, ama film ekibi orada olmaları için para veriyordu. Yani ‘fabrikasyon’ diyebileceğimiz bir durum var ortada” diyor. “Çok çekici, satılabilir bir hikâye olduğu için ilgi çekti İslami punk. Ama o zamandan beri ortaya çıkan çoğu grup ya kaybolup gitti ya da artık Taqwacore kimliklerinden sıyrıldılar” diyor. Malik, gazetecilerin de İslami punk’a ilgi duymasını aynı şekilde açıklıyor.
Filmi çeken Zahra da Malik’le aynı fikirde. “Şu anda kendilerini Taqwacore’cu olarak tanımlayacak en fazla 60 sanatçı vardır,” diyor ve ekliyor: “Ama bu gruplar ABD, Kanada ve Endonezya’ya dağılmış haldeler. Yani pembe dik saçlarıyla bir yerde toplaşmış bekleşen Müslümanlar punkçılar yok ortada. En kayda değer İslami punkçı gruplar Endonezya’da, ama onlar da aşırı İslamcı. Eşcinselleri falan savunmuyorlar, yani asıl mevzuyu biraz kaçırmışlar.”
The Taqwacores filminin karakterlerinin de kafası biraz karışık gibi. Karşı durdukları değerleri temsil eden camiye namaza gidiyor, İslamı kuvvetlendirmek için İslama karşı çıkıyorlar. Sanki hangi tarafta duracaklarını şaşırmışlar.
Peki bütün bunların sonucunda Taqwacore ne anlama geliyor? Kominas grubundan Malik, “Benim için kelime, komplike bir İslam anlayışını temsil ediyor” diyor. “Taqwacore, İslamın batı dünyasındaki ilk sıradışı sesi olabilir. Çünkü insanlar siyah ve beyaz değil aslında. Şahsen çoğu gün kendimi Müslüman bile hissetmiyorum. İslam kültürüne çok yakınım, ama aynı zamanda Amerikalıyım ve rock, hip-hopla da içli dışlıyım. Kendimi ‘mezhepsiz, ateist bir Müslüman’ olarak tanımlıyorum, artık ne demekse” diyor.
Kitabın yazarı ve ‘Taqwacore’ isminin yaratıcısı Knight ise, kitabı hayatının zor ve yalnız bir döneminde yazdığını anlatıyor ve kelimeyi tanımlamak istemediğini söylüyor. “Bu kelime bana ait değil” diyor Knight. “Müslümanlığı temsil eden gökkuşağının renklerinden biri diyebilirim sadece.”
Knight’ın alçakgönüllülüğüne rağmen Taqwacore hareketinin enerjisi devam ediyor: Kitaptan iki uzun metrajlı film, etrafa saçılmış birçok müzik grubu ve bir ton gazete yazısı çıktı. Bu kadarı bile ilham verici bir şeylerin işareti olmalı.
Zahra, Filmin Tahrir Meydanı’na bakan bir evde izlendiğini anlatıyor gururla. Müslüman gençlerin başkaldırısı Arap dünyasında yayıldıkça belki de Taqwacore gerçek anlamını bulabilir.
(The Guardian gazetesinden çevrilmiştir.)

**********************************************************************
Michael Muhammad Knight, Autonomedia, TAQWACORES

Aşağıdaki yazı wikipedia’ da bulunan the taqwacores sayfasının türkçeye çevirisidir.

Michael Muhammad Knight müellifin ilk kitabının adı The Taqwacores (takvakorlar). içerik islami punk rock ortamları. Taqwacores, Allah sevgisi ve korkusunu tarif eden takva kelimesi ile punk rock türü alt etiketlerinden hardcore kelimesini birbirine yedirmek suret ile elde edilmiş. esasen kitap yazılırken böyle bir müzik türü ortada yoktu, ancak piyasaya çıkması ile beraber yaptıkları müziği böyle tanımlamayı seçen bazı gruplar türedi. Örneğin The Kominas, Secret Trial Five böyledir. Kadın kısmı da imamlık etmeli fikrinde olan aktivist reformist Asra Q. Nomani de bu kitaptan epey istifade ettiği söylenir.

Jello Biafra’ nın Alternative Tentacles dağıtımcı şirketi ile anlaşmadan evvel knight kendi imkanları ile çoğalttığı kitabı bedava dağıttı. Bilahare Peter Lamborn Wilson ile anlaşınca The Taqwacores daha düzgün basılıp yayınlanabildi. Şu aralar italyancası İslam punk adile çevirisi sürmektedir.

Kitabın anlatıcı sesi Yusuf Ali. Bu genç Pakistani Amerikalı, New York’ ta mühendislik okumakta, bir kısım öğrenci arkadaşı ile aynı evi paylaşmaktadır. Burası meskenleri olması yanı sıra punk parti vermeye, ayrıca Muslim Student Association veya civar mescitler ile pek geçinemeyen müslüman gençlerin Cuma namazı için toplanmalarına yarayışlıdır.

Kitap basıldıktan sonra sansüre uğramıştır.

Lilith

Tanrı Bizi Lanetlemiş Olmalı…

İsmim Lamia, annem koymuş adımı, hayatı boyunca tek başına verdiği tek kararın bu olacağını o günlerde bilemeden. Geceleri ölü bebeklerini düşünmeden uyuyamayan, uyumak için gözlerini bir kutuya koyan Lamia’yım. Zeus’un acıdığı kadınım…
Tüm zamanların hakkında en çok konuşulan, kadınların korkulu rüyası, erkeklerin en güzel düşlerinin kızıl saçlı ziyaretçisi, karanlığın kraliçesiyim.

Sel Yayınclık

İsmim Lilith. Tanrı’nın Adem’le aynı anda yarattığını unutmak için tüm kutsal kitaplardan adını utanmazca sildiği ve cennetinden kovduğu, buna karşılık ölümsüzlükle ödüllendirdiği ve yalnızlıkla cezalandırdığı, yalnızlığını şeytanla düşüp kalkarak gideren, şeytandan olma bebekleri Tanrı tarafından katledilen, Adem’in ilk karısı Lilith’im. Tanrı’ya başkaldıran ilk kadınım…
Lamia ve Lilith. İki farklı hikayede aynı ruh. Geceye, yeraltı dünyasına, karanlığa ait iki ‘kötücül’ dişi ruh. Cinsel birleşme sırasında, “Ben bereketli gökyüzüyüm, sense doğurgan toprak, ben üstte olmalıyım, sen altta” diyen Adem’in altında kalmayı, ona itaat etmeyi reddedip cennetten kovulan, şeytanla ortaklığı seçen, Tanrı’dan intikam almak için Havva ve kızlarının yeni doğmuş çocuklarını öldürme gücüne sahip olan Lilith. Ve Hera’nın Zeus’la ilişkisi olduğunu öğrenmesiyle, onu hep ölü çocuk dünyaya getirmekle cezalandırdığı ve ölü çocuklarını görmekten kaçamasın diye gözlerini kapatma yeteneğini elinde aldığı Lamia. İki başka zamanda aynı hikaye. Hem şimdi, hem fi tarihinde.
Tarihin hikayesine ihanet ettiği, görmezden duymazdan geldiği, dipsiz kuyulara attığı, en derin çukurlara gömdüğü, unutturduğu, çarpıttığı, adını kutsal kitaplardan sildiği isyankar Lilith, ilk feminist ve aslında ilk kadın devrimci olarak, bugün hala aramızda dolaşıyor. Adem’le aynı topraktan yaratıldığını bilerek onun üstünlüğünü kabul etmeyen, Adem’in kaburga kemiğinden yaratılmış itaatkar Havva’nın tersine ona tabi olmayı reddeden Lilith, tarih boyunca önce tek tanrılı dinler, peşinden meşru ahlaki kurallar ve resmi ideolojiler tarafından lanetlenip önyargı duvarlarının arkasına kapatılsa da, “Gücünü eline al” diyen sesiyle kulaklarımıza fısıldamaya, kadınlığın içindeki dişil gururu uykusundan uyandırmaya devam ediyor. Fi tarihinden bugüne varlığını, Adem’in yani erkekliğin iktidarını duyurması gibi ortalık yerde bağır çağır değil ama, kapı altlarından, duvar çatlaklarından sızarak sürdürüyor.
Hikayesi kulaktan kulağa fısıldanarak bugüne gelen ve cennetten kovulmak uğruna Tanrı’ya başkaldıran o ilk Lilith’e kıyasla gücünden ve intikam ateşinden hiçbir şey yitirmeyen Lilith’lerden birinin hikayesini anlatıyor Esra Pekin. Lamia’nın. Yunan mitolojisinde, Zeus’un gizli aşkı, kadınların korkulu rüyası, erkeklerin en güzel düşlerinin kızıl saçlı ziyaretçisi, karanlığın kraliçesi Lamia, Olimpos’tan inip günümüz İstanbul’una geliyor. Ne güzelliğinden ne aşkından ne intikam ateşinden bir şey yitirmiş Lamia; hala kadınların korkulu rüyası, hala erkeklerin en güzel düşlerinin kızıl saçlı ziyaretçisi.

Pekin, Lamia’nın babası dahil hayatına giren erkeklerle -bunlardan ikisi Habil ile Kabil’den başkası değil- olan gel-gitlerini anlatıyor. Bunu yaparken, aşk, tutku, güzellik, cinsellik, iktidar, mülkiyet, güç, güçsüzlük, masumiyet, ceza, intikam gibi kadın ve erkek evreninin pek çok mühim durağına uğruyor. Ölümü kurcalıyor. Zaman bağlamında katmerli bir şekilde kurgulanan romanın içinde okuyucuyu zamanın lineer doğrusu üzerinde başka başka anlara ışınladığı tüneller açıyor. Kitabın içinde fi tarihi ve şimdi arasında bir geri bir ileri salınıp dururken, Lilith fenomeni üzerinden kadını, kadınlığı ve kadının cinsiyetin keşfinden bugüne korkulan, onaylanmayan, cezalandırılan, onu şeytanın işbirlikçisi olarak konumlandıran gücünü sorguluyor. Ve bunu itaatkar Havva’lara inat, isyankar bir Lilith ruhuyla cesurca yapıyor.

Not:Yazı alttaki adresten alıntıdır.

http://sabitfikir.com/elestiri/tanri-bizi-lanetlemis-olmali